VOLKSWAGEN TEKİRDAĞ’A FABRİKA MI AÇIYOR?

VOLKSWAGEN TEKİRDAĞ’A FABRİKA MI AÇIYOR?
Uzun zamandır Volkswagen’in fabrika yeri kararını heyecanla bekliyoruz. Türkiye, son iki ülke arasında kalmayı başardı. Konu elbette çok kritik, çünkü yılda 300 bin araç üretim kapasitesi, 2 milyar Euro’yu bulan yatırım...

Uzun zamandır Volkswagen’in fabrika yeri kararını heyecanla bekliyoruz. Türkiye, son iki ülke arasında kalmayı başardı. Konu elbette çok kritik, çünkü yılda 300 bin araç üretim kapasitesi, 2 milyar Euro’yu bulan yatırım ve 5 bin kişiyi bulacak istihdam söz konusu. Bunlar “doğrudan” etkiler, bir de içinde lojistik ve limancılık sektörü de olmak üzere birçok sektöre “dolaylı” etkiler var. Türkiye’de en çok satan araç markaları listesinde ilk 6’ya giren Volkswagen’in diğer 5 markadan (Renault, Fiat, Ford, Toyota ve Hyundai) en önemli farkı, Türkiye’de bir üretim tesisinin olmamasıdır. Bu nedenle Volkswagen’in Türkiye’de fabrika açması, hem ülkemiz hem de Türk insanı için özel bir anlam taşıyor.

Fabrika Yeri Seçim Maratonu: Makro ve Mikro Analizler

Bir fabrika yeri seçimi, işletmeler için uzun vadeli düşünülmesi gereken, geri dönüşü zor olan,  oldukça kritik karar alma süreçlerini içeren bir maratonudur. Kararın sonuçları uzun vadelidir. Bu süreçte önce makro, sonra mikro analizler yapılır. Makro analizlerde yatırımcılar ülkelerin ekonomisine, demografisine, politik-yasal boyutlarına, teknolojisine ve sosyal-kültürel özelliklerine bakarlar ki bu özellikler, işletmelerin genellikle müdahale edemedikleri ve uyum gösterdikleri faktörlerdir.

Yer seçimi kararında dikkate alınan mikro faktörler de oldukça kritiktir. Bu faktörler kapsamında sosyo-ekonomik gelişmişlik, iş gücü, temel alt yapı ve ulaşım olanakları, kentleşme, coğrafi, meteorolojik ve jeolojik özellikler, yatırım maliyetleri gibi hususlar değerlendirilir. Özetle makro analizler ile ülkelere, mikro analizler ile ülke içindeki kuruluş yerine karar veriliyor dersek çok yanlış olmaz.

Yapılan makro analizler sonucunda Volkswagen’in kuracağı yeni fabrikanın yeri konusunda en başta yüksek maliyetlerinden dolayı Macaristan ve Polonya elendi. Sonrasında Sırbistan ve Romanya’da elenerek sadece iki seçenek kaldı: Bulgaristan ve Türkiye. Geçtiğimiz hafta bazı Alman gazeteleri (FAZ ve Handelsblatt) yer seçimi sürecinin Türkiye lehine ilerlediğini açıkladı. Bu haber kaynaklarında yeni kurulacak fabrikada sadece tek bir araç modeli değil, Skoda ve Seat’e ait modellerin de üretiminin yapılacağı, 1.3 ila 2 milyar Euro arasında bir yatırım bedeline karşılık Türk Hükümetinin 100 milyon Euro teşvik ile katkıda bulunacağı ifade edildi. Türkiye’nin Bulgaristan’a göre avantajları arasında hâlihazırdaki pazar büyüklüğü vurgulanıyor. Nitekim Türkiye’de sadece 2018 yılında 67 bin Volkswagen, 21 bin Skoda ile toplamda 88 bin araç satış rakamına ulaşıldı.

Türkiye’nin 100 milyon Euro yatırım desteğine karşılık Bulgaristan, AB üyesi bir ülke olduğunu ve hukuki güvenceleri garanti altına alabileceğini savunarak Volkswagen’i ikna etmeye çalışıyor. Ancak bu tarz kritik yer seçimlerinde hukuki güvencelerin yanında başka önemli hususlar vardır. Örneğin Türkiye’nin Bulgaristan’a göre 12 kat daha fazla olan nüfusu, 15 kat daha fazla olan milli hasılası, güçlü otomotiv sanayisi, iç pazarının büyüklüğü ve kalifiye iş gücünün varlığı karşılaştırmaya pek de gerek olmadığını ortaya koyuyor. Diğer yandan planlanan üretim kapasitesinin büyüklüğü, Volkswagen’in lokal pazarların yanında uluslararası pazarları da dikkate aldığını net bir şekilde gösteriyor. Uluslararası pazarlara ulaşmada ise Türkiye’nin doğal ve yapısal üstünlüğü var.

Ancak rehavete kapılmamalıyız. Geçmişte bu konuda acı tecrübelerimiz var. Sunacağımız özel teşviklerin yanında (bahsettiğim tüm mikro analizleri dikkate alarak) yabancı yatırımcıları cezbedecek farklı seçenekler sunabilmeliyiz. Bu noktada Volkswagen yatırımı için gündemde olan İzmir (Torbalı’daki eski Opel fabrika arazisi) ve Manisa dışında hem Avrupa’ya yakın, hem de güçlü bir denizyolu altyapısına ve bağlantısına sahip olan bir kentimize daha dikkat çekmek isterim: Tekirdağ.

Tekirdağ ve Avantajları

Avrupa Kıtasında yer alan, 1 milyonu aşan nüfusu ve nitelikli insan kaynağı ile otomotiv sektörünün ihtiyaç duyduğu istihdamı sağlama potansiyeline sahip olan Tekirdağ’ın neden dikkate alınması gerektiğini birkaç alt başlıkla anlatmaya çalışayım.

Coğrafi Konum: Volkswagen’in Türkiye’nin yanında AB pazarlarını da hedeflediği ve Bulgaristan seçeneğini bu yüzden değerlendirdiği dikkate alındığında Tekirdağ’ın Avrupa Kıtasındaki konumu önem kazanıyor. Ayrıca Tekirdağ, Türkiye’de en önemli üretim ve tüketim kenti olan, Türkiye nüfusunun neredeyse çeyreğini barındıran İstanbul’a 140 km mesafede yer alıyor. Trakya Bölgesinde yer alan Tekirdağ, Avrupa pazarlarına ulaşmak için oldukça avantajlı bir konuma sahip. Nitekim hem kara hem de demiryolu ile Avrupa’ya ulaşım alt yapısı mevcut. Kentte “Süleymanpaşa Ekolojik Endüstri ve Lojistik Üssü” olarak adlandırılan bölge, Volkswagen’e fabrika arazisi olarak önerilmek için oldukça uygun özelliklere sahip. Üssün 520 hektarlık arazisi Ekolojik Endüstri Bölgesi, 150 hektarlık lojistik üssü ve hizmet alanları olmak üzere 3 ana bölümden oluşuyor. Şimdi yazının geri kalanında buraya kısaca “fabrika arazisi” diyelim.

Denizyolu Altyapısı: Marmara Denizinin kıyısında yer alan Tekirdağ’ın birçok limanı mevcut. Kentin bir deniz taşımacılığı geleneği var. Açılır açılmaz ciddi bir yükseliş grafiği yakalayan Asyaport, “fabrika arazisine” 7 km mesafede yer alıyor ve mevcut haliyle Volkswagen’in küresel tedarik zinciri için, yatırımı cezbedecek önemli avantajlara sahip. Liman altyapısı, üstyapısı ve ekipmanlarıyla dünyanın en büyük konteyner gemilerine hizmet verebilecek durumdadır. Mevcut konteyner gemi hatları ile limandan dünya pazarlarına doğrudan ulaşılabiliyor. 2018 yılında elleçlenen 1.1 milyon TEU’nun 80’i transit yüktür. Dolayısıyla liman bulunduğu coğrafyada en önemli denizyolu aktarma merkezlerinden birisidir.

Limandan ayrıca karayolu ile Yunanistan ve Bulgaristan’a aktarmalar gerçekleşiyor. Asyaport bu haliyle ülkemizin çok önemli bir değeri olsa da potansiyeli bununla sınırlı değil. 1000 metre olan ana rıhtımın 400 metre uzatılması, kara limanı (dry port) ve ekipman yatırımı projeleri ile konteyner elleçleme kapasitesinin 4 milyon TEU’nun üzerine çıkarılması ve Ro-Ro gemilerine de hizmet verilebilmesi hedefleniyor. Diğer yandan Orta Avrupa ve yurt içi pazarlara demiryoluyla erişim için TCDD ile “Tekirdağ yükleme boşaltma istasyonu işletme protokolleri” imzalandı. Toplam yatırım bedeli 300 milyon doları bulan bu projeler ile limanın ulusal ve uluslararası ulaşım entegrasyonu güçlendirildiği gibi bu sayede 800 kişilik ilave istihdam sağlanabilecektir. Tüm bu özellikleri ile birlikte bir önceki makalemde sorduğum “Pire Limanından nasıl yük kaparız?” sorusunun cevabı, Tekirdağ’da ete kemiğe bürünmüş ve bu konuda gerekli adımlar atılmış durumdadır.

Demiryolu Altyapısı: Tekirdağ-Muratlı demiryolu hattından Bulgaristan ve Yunanistan demiryolu hatlarına (dolayısıyla Avrupa’ya) bağlantı mevcuttur. Daha da önemlisi “fabrika arazisi” içinden geçecek bir demiryolu hattı ve demiryolu yükleme/boşaltma istasyonu planlanmış durumdadır.

Karayolu Altyapısı: Tekirdağ’ı 100 km ilerdeki İpsala sınır kapsına bağlayan E84 karayolu “fabrika arazisinin” sınırından geçiyor. İlave olarak “fabrika arazisinin” Kuzey Marmara Otoyoluna bağlantısı var. Kapıkule sınır kapısına mesafe ise 169 km. Bu sayede karayolu ile hem AB hem de Türkiye pazarına etkin bir şekilde ulaşmak mümkün.

Havayolu Altyapısı: “Fabrika arazisi” Çorlu Tekirdağ Havalimanına 55 km, İstanbul Havalimanına 140 km mesafede yer alıyor.

Çok az zaman kaldı…

Bu yatırımın ülkemize katacağı çok şey var. Volkswagen’in fabrikasını hangi ülkeye kuracağına ilişkin kararını önümüzdeki haftalarda vermesi bekleniyor. Son sinyaller Türkiye’nin bir adım ilerde olduğunu gösterse de rehavete kapılmamalıyız ve geçmişte kaybettiğimiz yatırımları iyi analiz ederek kritik adımları bir an önce atmalıyız.

Prof.Dr. Soner ESMER - DEÜ Denizcilik Fakültesi-